12 11 2009

yenili-n-kler...



biyerlerden bişekilde görmüş, duymuştum, artık dergi mi, gazete mi, televizyon mu hatırlamıyorum... çok da ilgimi çekmişti... hem eserlerin çıkış noktasındaki fikir, hem çalışan ekip ki uluslararası deneyime sahip moleküler genetikçiler, biyokimyagerler, tasarımcılar ve fotoğrafçılardan oluşuyormuş, hem de ortaya çıkan eserler insanın ilgisini çekmeyecek gibi değil... tamamen kişiye özel tablolar...

DNArtist, 2 senedir üzerinde çalıştıkları, kişilerin kendi DNA'sından eşi olmayan portrelerini yaratan DNArtist projesini mayıs sonu itibariyle hayat geçirmiş. dünyada benzelerini yapan iki tasarım atölyesi varmış, biri Kanada'da diğeri ise İngiltere'de. DNA portreler uzun zamandır New York Modern Sanat Müzesi dükkanının en çok satanlar listesindeymiş.

bu özel tablolardan ben de evimde görmeyi isterim açıkçası... siz de isterseniz tık tık...




bir de, internet üzerinden yayınlanan yeni bir kadın dergisi haberi vermek istiyorum... aynen aylık bir dergi  hazırlanan Womenist e , dergi formatının yanı sıra web formatıyla da  ulaşılabiliyor... ingilizce ve türkçe yayınlanan, yazar kadrosu da yine türk ve yabancı yazarlardan oluşan dergiye ben abone oldum bile...

09 11 2009

güneşli bir pazar günü ve sahil keyfi...



geçen haftasonu 7-8 dereceleri gördükten sonra, bu haftasonu 22-23 leri yaşamak, nasıl bir ruh dalgalanmasına sebep olabiliyormuş bunu da biliyoruz artık... tüm bu dengesizliklerin çok önemli sebepleri var elbet ama bu insanoğlu bazen de çok basit bi varlık, ve hemencecik tav olup seviniveriyor hava ısındı, kasım ayında t_shirt le gezdim diye... ben de öyle...

böyle sürpriz gibi gelen sıcak, güneşli haftasonlarında arabayla sahile inilmemesi gerektiğini bir kez daha deneyimlemek üzereyken, emirgan girişinde bir anda cillop gibi bi park yeri bulmamız sanırım bizim şansımızdı... zira biraz daha o hızda ilerlemeye çalışsak pazar keyfi pazar eziyetine dönüşebilirdi...  ama biz çok yerinde ani bi kararla arabayı bırakıp yürümeyi tercih ettik... emirgandan bebeğe... biraz yorulmuş olsak da sonrasında bebek taps de en favori masayı boş bulup bi güzel kurulmak, buz gibi hefeweizenden yudumlayıp, belçika usulu midyeleri mideye indirerek boğazı izlemek pek keyifliydi...

evden çıkarkenki planımız son gününde olsa bienali gezmekti, malum iş güç, tadilat derken fırsat olmamıştı bi türlü... ama iyi ki vazgeçip rotayı ters yöne çevirmişiz... istanbula yerleşip, mimarlık eğitimine başladığım yıldan beri ilk kez bienali gezmedim...

hayatın öncelikleri, keyifleri değişiyor galiba...

tahinli kurabiye...



benim için ev hayatımın biraz düzene girmesi demek, keyif için mutfağa girmek demek aynı zamanda... bu durumlarda benim toshi de denenecekler folderında bekleyen tariflere yönelirim hemen... bu da öyle bi tarifti, ama artık evdeki tarif defterime geçirip, aklıma geldikçe yapacağım bi tarif oldu... bunun en büyük sebebi, bu kadar basit ama bi o kadar da farklı bi lezzetinin olması tabiki ...





genellikle tariflerimii nette araştırıp, birkaç farklı tarifi kaydedip, sonra onları kafama yattığı şekilde uyarlıyorum.. bu da öyle oldu, tahin zaten yağşı bişey olduğundan yağ türünü değiştirip, miktarını da bi hayli azalttim... hiç bi aksaklık yaşamadım...

1 su bardağı tahin
1 su bardağı toz şeker
1/2 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı iri dövülmüş ceviz
1 yumurta ( sarısı-beyazı ayrılmış)
1 paket kabartma tozu
aldığı kadar un (malesef böyle)

yumurta beyazı ve ceviz hariç tüm malezemeler karıştırılarak, katı bir hamur elde edilecek şekilde un eklenerek hamur yoğurulur. şekil verilip, yumurta akına ve cevize batırılıp, 180derece fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirilir... aldığı kadar un sözü bi sürü tarifi denememek için sebep teşkil edebilir aslında, başlarda benim için de böyleydi... ama artık ben, aldığı kadar unla katı hamur yaparken, unu azar azar ekliyorum, her ekleyişten sonra yedirinceye kadar yoğuruyorum ve artık daha fazlasını yediremem e kanaat getirinceye kadar buna devam ediyorum...



 veee bu da benim şirin yumurta ayiricim...

03 11 2009

daha önce neredeydin a-box şeffaf ayakkabı kutusu...

evdeki diğer işler bitince, sıra nihayet düzenleme safhasına geldi... ilk hedefim, uzuun zamandır en büyük stresim haline gelen, ayakkabı dağlarıyla savaşmaktı...



daha önce de söylediğim gibi bu konuda a-box a çok güveniyordum... internetten yeterince incelemiştim, ama yine de canlı canlı göreyim ve öyle sipariş vereyim diye geçen cumartesi a-box un osmanbeydeki yerine gittim, tabii kankimi de yanima katarak ....gidişimiz kapanma saatini bulmuştu, ama sagolsun murat bey bekledi bizi... çok sevimli birisi... bize güzel güzel anlattı kutuları, farklı amaçlar için de nasıl kullanabileceğimiz konusunda fikir verdi... gitmem iyi oldu, zira netten sipariş versem deneme amaçlı daha az sipariş verebilirdim, ama gidip de gorunce bayaa bi arttirdim kafamdaki sayıyı... ama yine de murat beyin önerilerini değerlendirecek kadar arttirmamışım, önce ayakkabılar... sonraki siparişe de diğer şeyler...




evden bayya bi kutu çikti, zira içindeki ayakkabılar raflarda olduğu için boş duran kutular da varmış... kutulari yerleştirmek, eskileri atmak da ayrıca keyifliydi... evde artık şeffaflık politikası başlattık diye geyik yaptık durduk sevgiliyle... tabii kimin kaç tane ayakkabısı varmış, o da apaçık ortaya çıktı... bu ayrı mesele, bu konuyu burada kapatıyorum...

şu aralar eve her gelene, ayakkabı dolaplarını açıp gösteriyorum... tabii ilk parti aldığım kutular yetmedi... yine sipariş vermem gerekecek, ama bu sefer hem kendime, hem anneme, kardeşime,arkadaşlarıma falan da... bence süper bi hediye olacak... bu kutulardan hediye alıp da sevinmeyecek bi kadın olamaz herhalde...



bu düzenleme işlerine fena kaptırdım ya, hızımı alamıyorum... geçen gün de ikea dan bu çekmece düzenleyen kutulardan aldım... bunlar da bayaaa işe yaradılar...

bizde şu aralar durumlar bu çerçevede... tadilatlar sırasında, gardrop boşaltılıp, sökülüp, oda değiştirirken, bende bazı yeni kararlar aldım... henuz etiketi bile üstünde duran, ya da sadece bir kere giyip sonra unuttuğum şeyler biraz dokundu açıkçası... artık sezonluk liste yapıp öyle alışveriş yapıcam, her görüp begendigini almak yok...bu sezonun listesi oluştu gibi... onun dışında kendimi eve adıyorum... ııııı indirimlere kadar... :P

24 10 2009

çavuş kırmızı...




son 10 gündür benimle ilgili en iyi tanımlama bu malesef... çavuş kırmızı... tabii çavuş derken, bildiğimiz anlamda çavuş değil... efenim çavuş kelimesi, askeri terminolojideki anlamından gayrı, inşaat vb. camiasında da, şantiyede ustaların başında duran, aynı zamanda kendisinin de bir ve bazen birden fazla (ki bunlar en aranılan tiplerdir) ustalık alanı olan kişi anlamına da gelir...

vee biz de sonunda, sayfada sag tarafta bu aralar bolumunde aylardir yazılı duran, ocak ayında mutfak yenilemesi başlayan, ağustosta kombi yenilemesiyle devam eden tadilat serüvenimizi, geçen 10 günde (bir gayretle),  son olarak boya ile taçlandırarak bitirdik... tüm bu süreçte bendeniz evde, kimi zaman oturacak bir sandalye bile bulamayarak, kimi zaman gelen giden ustaların başında dikilip bıkbıklanarak, 2 günü internetsiz, bol tozlu, bol ekmek arası köfteli günler geçirdim... yani çavuş oldum...

senin ustalık alanın neydi derseniz, cevap yukardaki resimde diyim, siz anlayın...

sadece boya olsa eminim daha bi kolay olabilirdi, ama ben evle ilgili usta gerektiren tüm işleri 50kere pislik olmasın, hepsi bi kerede bitsin artık diye diye biriktirdigim için, bu 10 günde evde demirci, alçıpancı, boyacı, elektrikçi, marangoz, tesisatçı, doğramacı ve parkeci olmak üzre toplam 8-10 farklı kalemde iş halledildi...
evi düzene oturtamadım hala, gelecek yeni 1-2 parça mobilyadan sonra bunu başarabilicem sanırım... kendime güveniyorum, bi de şu a-box ayakkabı kutularına... bakalım, görücez....



ev yaşanamaz durumda olunca, biz de bol bol dışarı attık kendimizi... onceki hafta pazar günü de, taksim gezi parkındaki sahaflar festivaline gittik... eski, tozlu kitapların arasında bolca vakit geçirip kafa dağıttık... eski kitapların kapak tasarımlarının ne kadar farklı ve kapaklardaki grafik çalışmaların ne kadar özenli olduğuna bi kez daha şaşırdık...




ben kendime eski bir yemek kitabı bulup aldım ekrem muhittin yeğen in, resimde sağ tarafta görünüyor...ekrem muhittin yeğen i birkaç sene önce, internet aracılığıyla duymuş, araştırmıştım... o zamandan beri de yemek eğitimi konusundaki yayınlarını ararım... bulabilsem şu kalın mı kalın temel yemek eğitimi kitabını edinmek isterdim... sahaflarda onu bulamadım ama o kitabın içeriğinden bi parça olan alafranga tatlı ve pasta öğretimi kitabını bulup aldım... kitap hüsnütabiat matbaası 1962 basımı... kitabın içinde  önceki sahibinin denediği tariflerle ilgili yorumları falan var... ayrıca, pasta malzemeleri ve ekipmanlarıyla ilgili çizimler de öyle hoş ki...




bi de bi akşam da, vizyona girdiği sıralarda bi türlü fırsat bulup gidemediğimiz inglourious bastards a gittik... bi sürü yerde bi sürü olumsuz eleştriler okumuştum... sanırım beklentimi de bir hayli düşürüp gitmişim filme bu yüzden... ama ben hiç de uzun ve sıkıcı bulmadım filmi... aksine 2,5 saat nasıl geçti anlamadım... alışılmış tarantino filmlerinden farklı olduğunu kabul etsem de, başarısız değil di bence...

bir tadilat vs. serüvenimiz de böylece bitmiş oldu... bi süre eve çivi bile çaktırmayı düşünmüyorum... şantiye, işimin önemli bir parçası biliyorum ama mümkünse şu aralar ben biraz temiz, sıcak, konforlu ofisimde olmak hatta toplantıya falan bile çıkmamak istiyorum... çok mu...

17 10 2009

looking down and around...


beğendiğim, zaman zaman ne var ne yok diye baktığım bazı siteleri de benim toshi de, favorites imda tutuyorum... bu sitelerden özellikle bi tanesini sizinle de paylaşmalıyım... siz de benim gibi, hayata dair, ilginç kadrajları olan, birbiriyle çok alakasız fotograflara bakıp kafa dağıtmayı seviyorsanız, looking down and around tam da size göre olabilir...

14 10 2009

bakış açısı farkı...


berlinde bulunduğumuz gunler, almanya seçimlerinin bir hafta öncesine denk geldi... seçim havasını şehirde nasıl soluduğumuza gelirsek, hiç birşey solumadık diyebilirim... yok öyle bizdeki gibi, metrelerce afişler, yeri göğü flamalarla bayraklarla süslemeler.... ne görüntü kirliliği, ne de gürültü kirliliği... sadece birkaç tane sokak lambasında resimdeki gibi 50x70 boyutlarda bir kaç poster... herşey bundan ibaret... sessiz, sakin ve de saygılı...

resimdeki postere gelince, neden boyle dekolteli bi görsel kullanılmış diye düşünmeden edemiyor insan... ama zaten verilen mesaj da dekolte ile ilgiliymiş... afişte ' gösterecek daha çok şeyimiz var ' yazıyormuş...

bambaşka bir bakış açısı ve bambaşka bir yaklaşım..
ve angela merkel seçimi kazandı biliyorsunuz...

08 10 2009

berlin, berlin...

.
cook gecikmeli bir berlin yazısı, ama yazmadan atlayıp geçemem de... zira atladıklarım, yazdıklarımın misli misli olmaya başladı bu aralar... tekrar blog yazmaya, önceki blogda yazdıklarımı okuyup o günlerimi ve o günlere ait blogda yazan ya da yazmayan bi sürü detayı hatırlayıp, yüzümde küçük tebessümler oluşunca karar vermiştim, ve blog yazmak iyi bişey, hayatına dair böyle kayıtların olması güzel bişey demiştim... hala da aynı düşünüyorum ama malesef hayatıma yetişmekte zorlanıyorum, ve itiraf edeyim ilk aksattığım şey de bu günlük oluyor... bazen beceremiyorum, bıraksam mı diye düşünüyorum, sonra yok diyorum kör topal da olsa devam...
.
bayramda, programlarda bir aksaklık olmadı ve biz berline gittik ve döndük de... bilet işi bir iki carlamayla bizim istedigimiz şekilde halledildi... berline 3. gidişimizdi, ama sanki ilk kez gidip görüyormuşuz gibiydi... nedenine gelirsek, önceki gidişlerde öncesinde ful programlarla, haritalarla, rotalarla gidip şehri gezen biz, meğer berline turist olarak gidilip de görülecek yerlerin hiçbirisini görmemişiz... malum mimarız ya, bilmem nerdeki bilmem ne mimarın meşhur binasını, ya da başka bitanesinin çok meşhur dükkanını hatmetmişiz de, gözümüzün önündeki 365m lik kuleye çıkmamışız, ya da türklerin yerleşim bölgesi olan kreuzberg e gitmemişiz mesela...
.
hal böyle olunca, misafiri olduğumuz sevgili arkadaşlarımıza bıraktık kendimizi, nereye derlerse oraya gittik uslu uslu.. vee dee cook keyif aldık...
.
bu gidişimde, berlinin kafamdaki imajı bayya bi değişti diyebilirim... öncesinde benim için, bol bol görüp gezdiğim modern binaların fln. da etkisiyle daha formel bi havası varken, bu sefer gidip gezdiğim yerler sayesinde, ki bu daha çok doğu tarafı oluyor, daha sıcak deneyimledim berlini...

.
.
yediğin içtiğin senin olsun, gezdiğin gördüğünü anlat derler, ama blog işi böyle bişey değil işte... bu tatilde, bi sürü güzel cafeye, restorana da bolca vakit ayırdık... telaşsızca, bazen sadece güzel kahve içmek için bazen de öğün arası bi italyan meze tabağını atıştırmak için, hatta bazen de sadece güzel müzik çalıyor diye bol bol yayıldık, özellikle de dışarıda masası olan yerlerde... zira hava da hiç ummadığımız kadar güzeldi, şansımıza...
.
berlin bence ilginç biyer, pek çok farklı açılardan etkileyebilir insanı... bu gidişte beni en çok etkileyen, doğu kısımdaki o yüzlerce metre uzunluktaki tek blok binaların arasında yürümek, ve onların büyüklüğü altında ezilmek oldu... bu binaların arasında uzanan dev caddelerde (öyle dev ki, biz de olsa iki blok arasıcaddenin ortasına bir yapı adası daha kondurlur kesin) kendini küçücük hissetmek cidden çok garipti...
.
sonuç, yine gidecek ben....
.

01 10 2009

yok artık...

dün rastgele tikladigim bi blogdan bir linke ulaştım... daha önce de bahsetmiştim, hiç işim olmaz bu diyet vs. işleriyle ama, merak işte... linkten ulaşığım sayfada çabucak ideal kilomu hesapladım... aman allahım o da ne, orada çıkan rakam benim şu anki kilomdan 9kilo 897gram daha fazla...
.
birkaç kiloyu anlarım da, 10 kilo da pes be kardeşim... öyle zayıflıktan kırılan çökmüş de bi halim olmadığına göre, bu diyet merkezleri olsa olsa moral vermek için böyle bişey yapmış olabilirler diye düşündüm önce... sonra yukarıdaki ve ona benzer bi sürü tabloyu görünce, artık standartlar üzerinde bi revizyona gidilmesi gerektiğine karar verdim... zira geçen gün bir arkadaşım da, çocuklar için belirlenmiş standartların ve beden ölçülerinin tutmazlığından bahsedip, yakınmıştı...
.
yine de, moral bulayım derseniz, tık tık...

29 09 2009

son parti takılar...

.


.
bunlar da, kankimin eldeki boncuklarla olusturduğu son küpeler... aslinda bunlari bitirip bana vereli bayyaa bi oldu ama, yoğunluktan fotoğraf çekip paylasamadim bi türlü...

tekrar tekrar eline sağlik şeker, aldığın iltifatları da sözlü olarak ileticem sana bilahare...

kış yavaş yavaş yaklaşıyor, benim de keçe zamanlarım başlayabilir yani...
bu sene biraz daha farkli projelerim olabilir...
sadece biraz zaman lazım...

.

28 09 2009

şimdi de sonia rykel for h&m...



h&m, commes des garcons, matthew williamson, jimmy choo dan sonra son olarak da sonia rykel ile işbirliğine girişmiş... soni rykel 2009 kış ve 2010 bahar sezonları için tasarım yapıcakmış...

jimmy choo tasarımlarını internet üzerinden inceleme fırsatı bulduk ama henüz mağazalarda satışı başlamadı... ben ulaşma şansım olursa bir iki parçayı alınabilir buldum açıkçası, ama türkiyede yaşayıp da bu koleksiyonların satışına denk gelmek hayli zor... zira bu yaz milanoya gittiğimde, indirimler henüz başlamıştı ama yine de metthew williamson koleksiyonundan mağazalarda sadece son döküntü denebilecek parçalar kalmıştı...

ama yine de, h&m sayesinde bilinir bir tasarımcıya ait parçalara sahip olabilme şansına daha çok yaklaşıldığı kesin...

24 09 2009

ve sonunda...


bugun sabah, ntvmsnbc de bi haber cikti, yok canim dedik... yine asparagas bişeydir, noolcak... ama hayır, simdi yine baktım, doğruymuş... surada bile yayınlamışlar...

ne diyim, taa uzaklara gitme zahmetine katlanmadan, hemde u2 sever sevdiklerimle bi konser izlemek muhteşem olacak... yaşasınnn....

18 09 2009

berline gittim, gelecem...



10 09 2009

gidip de, bakmadan olmaz...

.
.
bayramda, bi aksilik çıkmazsa, berline gidiyoruz... daha doğrusu şimdilik sadece gidiyoruz da, dönemiyoruz... sevgili t h y rezervasyonumuzla ilgili problemi çözerse o da olcak inşallah...
.
neyse, gidişimiz belli olunca, ben de şöööyle bi h&m in sitesine bakiym dedim, ve şimdilik bunlari gözüme kestirdim... ee oralara kadar gidip de, h&m e bakmadan, bir iki parça bişey almadan olmaz...
.

09 09 2009

...100...

bu post, bu blogun 100. postuymuş...

100. post biraz daha bana dair olsun ve kırmızılı olsun dedim...

buyrun; bunlar kırmızının ofisindeki kırmızıları...

ha bi de bugün 09.09.09 muş...

çok gülüyorum böyle şeylere, ne demeli 9 culara gün mü doğdu yani...

31 08 2009

fırından sıcak sıcak...


kankimin, bos vakitlerini böyle üretken bi şekilde değerlendirmesi sağolsun bana da yarıyor... üretkenlik iyi bişey vesselam, hele de mahsuller böyle güzel olunca...

ik hafta önce, daha önceki yıllarda bir heves alıp alıp, artık kutulardan taşar boyuttaki boncuk stoklarımızı birleştirip, sonrasında bi de eminönü turuyla eksikleri de tamamlayıp voltranı oluşturmuştuk...

kankim şimdi, harıl harıl onları türlü şekillerde biraraya getirmekle meşgul... e bana da kulaklarını çınlata çınlata takmak, ha bi de fotoğraflarını çekmek kalıyor...



çakma jimmy choo larım geldi...

.
perşembe günü kanki aradı ve beni yalancı çıkarırcasına 2 haftadır elimize ulaşmayan go jane siparişimizle ilgili bir haber kağıdı aldığını ve kolinin gümrükte takıldığını haber verdi... bense sadece, demekki benim önceki siparişimin o kadar çabuk gelmesi tesadüfmüş, demekki aslında siparişler amazon gibi birkaç haftada ulaşıyormuş diye düşünüyordum... hiç aklıma gelmezdi bize güngören gümrük müdürlüğü yollarının gözükeceği...

neyse o gün, sabahın 4ünde kalkıp, 5inde izmire doğru yollara düşüp, istanbula uçmuş olmanın verdiği uykusuzluk ve sersemliğe rağmen, yine de gitmek lazım diyip yola koyulduk güngörene doğru... vardığımızda gördüklerim beni ciddi anlamda sarstı diyebilirim... gümrük müdürlüğü istanbul değil, hatta türkiye bile demek istemiyorum, orası düpedüz olsa olsa hindistan falan olabilir... o toz bulutu, o havasızlık, o eskilik, o dağınıklık, daha sayamıycam, bizi fena halde dumura uğrattı... gördüğüm en kötü devlet dairesi, o da yıllar önceydi şimdi kesin düzelmiştir, beşiktaş vergi dairesi idi, burası orayı 2ye, 3e katladı...

bazı kurumların ancak özelleşirse toparlanabileceği tezi, bu tip kurumlar için doğru mu...

yaşadığımız ülke, posta, gümrük gibi hayli önemli bi konuda çalışan kurumu daha insani, daha medeni ve en önemlisi daha sağlıklı bir ortam haline getiremeyecek kadar aciz mi...

ve öyle bir mekanda çalışmak zorunda olan memurlar, gerçek performanslarının kaçta kaçını işlerine yansıtabiliyorlar, ya da yansıtmaya değer görüyorlar...

bu soruları arttırmak çok kolay, ama cevaplamak da bi o kadar zor... biz kafamızda dönüp duran bu sorularla o kapıdan öbürüne gönderilerek, asıl merciye ulaştık... işlemimizi sıraya koydurduk ve beklemeye başladık... bekleme anları, sıcak, yorgunluk, ve tüm bu şaşkınlıkla, uzun zamandır yapmadığımız kadar geyiğe sardırdığımız, ve sinir bozukluğuyla bol bol güldüğümüz anlar oldu...

sonrası da ayrıca komikti... gümrük memuresi, yurtdışından zaralı kimyasal madde getirtmiş bi adamla uğraşırken, bizi yanına çağırdı ve sizin ne vardı dedi, biz ayakkabı diye cevap verince adama dönüp, bak keşke sizinki de ayakkabı olsa da size de onay versem dedi... adam bize bakakaldı, biz memura...

bu da böyle bi deneyim oldu işte...

.
sonuçlara gelince, ayakkabılar yine umduğumdan çok çok kaliteli çıktılar... go jane de ayakkabı numaramın 36,5 olduğunu iyice anladım... normalde 37 giyerim...
.
bu jimmy choolar da, ilk gördüğümden beri kafamdaydılar... siparişi verirken topuklularda indirim vardı ve sadece 36sı kalmıştı, 3. parmağım çok hafif dışarda kaldı ama hiç sorun etmedim. posta ücreti hariç sadece 11 dolar ödedim desem, neden sorun etmediğim de anlaşılır herhalde...
.

.
bunlar da orjinallerinin reklam fotosu... şimdi farkettim de, benimkilerin topuklarının arkası beyaz değil, siyah... adamlar sadece taklit etmemişler, düzeltme de yapmışlar valla... seçim yapma şansım olsa ben de arkası siyah olanı tercih ederdim :P

26 08 2009

istikamet çeşme...


bi kaç gün ara...
(31.08.09 / bu postu kaldırsammı, kaldırmasam mı bilemedim... zira bana pek de hoş şeyler hatırlatmayacak... ama bazı şeyleri yok saymak da pek kolay değil... çünkü; tatile gittik, ve ertesi gün döndük... sabah bahçede güzel ve uzun bi kahvaltının ardından, üzücü bi haber geldi ve apar topar farklı farklı yönlerde yollara koyulduk... benim güzergahım gerisin geri istanbul oldu...
bu konuyu böylece kapatıp, normal hayata dair devam etmek, şu an bana en iyi gelecek şey sanırım... )
resim kaynak ...

24 08 2009

istanbul fashion days 2009...



duyunca, kulağa hoş gelen bi cümle; istanbul fashion days... hani, milanoda, pariste, londrada da yapılıyor ya, öyle bişey hedefleniyor sanırım... merakla bekliyorum, bu fiyakalı cümlenin içi ne kadar doldurulabilecek acaba...

bi de asıl merakla beklediğim, okulumda gerçekleştirilecek bu etkinlikte; ışığıyla, gölgesiyle, venüs heykeliyle, nervürlü tavanlarıyla, bomboş haliyle bile yeteri kadar etkileyici taşkışla koridorlarının nasıl bir ev sahibi olacağı, ve nasıl bir ambiansa bürüneceği...

o tarihlerde şehir dışındayım, olmasaydım mutlaka giderdim, görürdüm...


resim kaynak; flickr...

sosyal kelebekler...



.

annişle babişin dönüşüyle birlikte, normal sosyal hayatımıza devam edeceğimizin farkındaydım... ama bizim normal hayatımız bu kadar da dolu degildi hani... iki haftadır tek kelimeyle sosyal kelebekler şeklindeyiz sevgiliyle...
.
bu yaz başından beri geçen sürede ne kadar çok arkadaşımızla görüşmemişiz... iki hafta yani 14-15 günlük süreçte 4 ya da 5 gün yanliz geçirdiğimiz düşünülürseee, bu da farkli gruplar şeklinde 9-10 buluşma yapar, ıııı bu da bayaa bi çok arkadaş eder...
.
çoğu dışarıda, biri bizim evde, ikisi arkadaşların evinde geçen bu buluşmaların, ruhun gıdası olmakla birlikte, bedene de ekstra gıdalar getirdiği kesin... zira italyada verdiğim 1 kiloyu tekrar almış bulunmaktayım...
.



.
resimlerdeki sofralar da, arkadaşlarımızın evlerindekiler... bizim evdekini ev sahibesi telaşıyla çekmemişim, biraz daha büyüyüp tecrübe kazaniym, o da olcak inşallah...

.

iş yoğunluğunun da sosyal hayatla yarışırcasına yoğun olduğu bu iki haftanın içine, bir de evdeki kombi yeri değişimi ve beraberindeki tadilatlar ve kankiyle uzun zamandır konuştuğumuz uzun eminönü turunu da sığdırdığım düşünülürse, (dilerim) deliksizce dinlenebileceğim bi tatile artık ne kadar ihtiyaç duyduğum da anlaşılabilir...

.

gerçi yaz da bitti bitecek ama neyse, benim hala umudum var...
.